Ağrı

12 Aralık 2013 Yazan  
Kategori Ağrı, Şehirler

Ağrı

AĞRI İLİMİZ

Şehirler bölümümüzde sizinle bugün Ağrı ilimizi geziyoruz.İlk önce size şehrimizin tarihi hakkında bilgi verditen sonra Ağrı ilimizin turistkli yerlerini yaşam biçimini ve ekonomisini anlatacağız.Bizimle Ağrı İlini gezmek isterseniz yazımızı mutlaka okuyunuz.

Ağrı ili, Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan bir ildir. Adını içinde bulunan Ağrı Dağı’ndan almıştır. 1834 yılında bucak, 1869 yılında ilçe olan Ağrı, 1927 yılında il olmuştur.

Orta Asya’dan gelen kavimlerin Anadolu’ya girişleri sırasında Ağrı, bir geçiş oluşturmuş, dolayısıyla birçok medeniyete sahne olmuştur. Ancak bu medeniyetler Ağrı’yı bir giriş kapısı olarak gördüklerinden burada çok köklü bir uygarlık oluşturamamışlardır.

Bölgede egemenlik kurdukları sanılan Hititler’in güçlerini yitirmeleri üzerine, MÖ 1340 – MÖ 1200 tarihleri arasında Hurriler bölgeye yerleşmişlerdir. Hurriler krallık merkezi olan Urfa’dan uzak olan Ağrı’yı ellerinde tutamamışlardır.

En köklü uygarlığı Urartular oluşturmuştur. Urartu’nun Van Gölü’nün kuzey ve kuzeydoğusundaki ülkeler üzerine, Kral İspuini döneminde (MÖ 825 – MÖ 810) seferlere başlamış, Kral Menua döneminde (MÖ 810 – MÖ 786) ise bu akınlar daha da ağırlık kazanmıştır. Kuzeye ve kuzeydoğuya giden yollar üzerinde inşa edilen kaleler, buraya yapılan seferlerin önceden planlandığını göstermektedir. Ağrı Dağı’nın yamaçlarında, Karakoyunlu ve Taşburun köylerinin arasında ele geçen bir Urartu yazıtı Kral Menua’nın bu bölgedeki egemenliğinin kesin kanıtıdır.

MÖ 712 yıllarında Kızılırmak boylarına kadar uzanan Kimmerler, Ağrı’da geçici de olsa bir hakimiyet kurmuşlardır. Medler (MÖ 708 – MÖ 555) Asur Devleti’nin yıkılması ile birlikte bir yayılma sürecine girmiş, bunun sonucu olarakta Ağrı ve çevresini topraklarına katmışlardır.

Medler’in yıkılması ile birlikte Persler; Büyük İskender’in Pers Kralı lll. Darius’u MÖ 331′de yenerek Anadolu’yu ele geçirdiği zamana kadar yaklaşık iki yüzyıl kadar bölgede yaşamışlardır. Büyük İskender’in ölümü üzerine oluşan boşluktan faydalanan Ermeniler ve Gürcüler bölgeyi ele geçirmişlerdir.

Murat Nehri ve Doğubeyazıt çevrelerine kısa sürede yerleşmişlerdir. Daha sonraları Arsaklılar ve Artaksıyaslı Krallığı, Ağrı ve çevresine hakim olmuştur.

Bölge, Halife Osman zamanında İslam orduları tarafından fethedilmiştir. 872 yılına değin Abbasiler’in kontrolü altında kalan Ağrı, daha sonra Bizans’ın kontrolüne geçmiştir. http://www.sohbetnesesi.net/agri-ilimizin-tanitimi ‎

1071 Malazgirt Muharebesi sonrası bölgeye Türk boyları gelmeye başlamıştır. Ağrı, yüzyıla yakın bir süre Sökmenli Devleti’nin sınırları içine girmiştir. 1027 – 1225 yılları arasında Ani Atabekleri, 1239′da Cengizliler, 1256 – 1358 yılları arasında İlhanlılar ve Celaliler Ağrı’da hüküm sürmüşlerdir. İlhanlılar bazen kurultaylarını Ağrı Dağı’nda yapmış, Anadolu ve İran’ı buradan yönetmişlerdir. 1393′te Moğol hakanı Aksak Timur, Ağrı bölgesini ele geçirmiştir. 1405 – 1468 tarihleri arasında Ağrı, Karakoyunlu toprakları içinde yer almış, Karakoyunlular yıkılınca Ağrı Akkoyunlular’ın egemenliğine geçmiştir. Ağrı, 1514′te yapılan Çaldıran Muharebesi sonrası Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Osmanlı döneminde Şorbulak olarak anılan ilin adı, Ermeniler zamanında Karakilise olarak değiştirilmiştir. Kâzım Karabekir Paşa zamanında ise Karakilise ismi değiştirilerek Karaköse diye adlandırılmıştır.

Nuh Tufanı ile ilgisinden dolayı Tevrat’ta adı geçen Ararat Dağı ve ülkesinin, Ağrı ve çevresinin olduğu sanılması dolayısıyla Ağrı’ya batılılar tarafından Ararat da denilmektedir. 5165 m. yüksekliğiyle Türkiye’nin en büyük dağı olan Ağrı Dağı da il sınırlarındadır.

Türkiye Cumhuriyeti hükümeti Ağrı’ya bir üniversite kurma kararınını TBMM’den geçirmiştir. Bu girişimin 2009 Nisan’ında gerçekleşecek olan yerel seçim öncesi bir yatırım olmaktan öte bir anlam içermediğine inanılmaktadır. Ağrı, 2007 Temmuz’unda yapılan son genel seçimde de meclise beş milletvekili göndermiştir.

AĞRI’DA TURİZM POTANSİYELİ

Bir çok uygarlığın izlerini bünyesinde barındıran Ağrı, tarihi ve kültürel değerlerin yanısıra bozulmamış doğal kokusu, yüksek dağları, yayları ile ülkemiz turizmi içerisinde kendine iyi bir yer edinmiştir. Dünyanın ikinci büyük dağı Ağrı Dağı, Nuh’un Gemisi, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin doğudaki abidesi, İshakpaşa Sarayı, Dünyanın alaska’dan sonra en büyük meteor çukuru, ile yüksek turizm potansiyeline sahip ilimizde 950 turistik belgeli olmak üzere 3000 yatak kapasitesi ile dünya turizmine ev sahipliği yapabilecek yapıya sahiptir.

DAĞ TURİZMİ:

Nuh’un gemisinin bulunduğu iddia edilen Ağrı Dağı 5165 metre zirvesi ile Türkiye ve Dünyada en büyük dağ konumundadır. Üstündeki eksik olmayan karı ile yabancı turistlerin ilgi odağı olmaya devam etmektedir. Ağrı Dağında Dağcılık ve yürüyüş sporları için ideal bir yerdir. 2000 yılında kısmen de olsa turizme açılan Ağrı Dağına yüzlerce yerli ve yabancı turist tırmanış gerçekleştirmiştir. 2001 yılında yöremiz herkese kapısını açmış bir Ağrı Dağının hayaliyle yaşamaktadır. Çünkü yabancı ülkelerden gelen taleplerin fazlalığı ülkemiz ve yöremiz turizmi açısından büyük önem arzetmektedir. Dağcılık sporu Ağrı Dağına çıkışlar için bürokratik engellerin kaldırılması gerekmektedir.

KIŞ SPORLARI (KAYAK):

Her yılın altı ayı karlar altında bulunan Ağrı iline 30km uzaklıktaki Eleşkirt’e bağlı bulunan Güneykaya Kayak tesisleri, Ağrı Valiliği tarafından yaptırılarak hizmete açılmıştır. Kayak turizmi için ideal bir yer olarak seçilen yer Doğuda Palandöken ile Sarıkamış kayak pistlerine alternatif olarak yapılmıştır.
Yılın yarısından fazla karlar altında bu piste yerli ve yabancı turistleri çekmek için iyi bir tanıtıma ihtiyaç vardır.

GÜNEYKAYA KAYAK TESİSLERİ

Güneykaya Kayak Tesisleri Ağrı’ya 36, Eleşkirt ilçesine 6km uzaklıkta olup, E 23 Karayolunun 500 metre yakınındadır. Kayak için en uygun kar yapısına sahiptir. Bu kayak pistine çığ ve sis olayı bulunmamaktadır. Kasım ayının ortalarından mart sonuna kadar kayak yapılabilmektedir. Slalom ve mukavemet için ayrı pistleri bulunmaktadır. Bu kayak pistine genelde kar kalınlığı 1.50 metre bazen 2-2.50 metreye kadar çıkabiliyor. Ayrıca kayakçılar ve turistler için zirvede restaurantı bulunmaktadır. Çevre düzenlenmesi bulunmaktadır.

KAYAK TESİSLERİNİN AKTİVİTELERİ

1- Otel 24 oda 44 yatak 4′ü suit : odalarda Tv Müzik yayını duş kabin 300 kişilik restoran Ayrıca otelin alt kısmında soyunma odaları, kondisyon salonu ve sauna mevcuttur.
2- Günübirlikçiler için tesis bulunmaktadır.
3- Telesiyeji son teknolojilerle donatılmış olan uzay tipidir. 50 adet koltuğun 10 tanesi kapalıdır.

TERMAL TURİZM:

Ağrı’ya bağlı Diyadin ilçesinin 5km doğusunda yer alan ve Murat Nehrinin kenarında bulunan, Yılanlı, Davut ve Köprü adıyla bilinen kaplıcalar bulunmaktadır. Yaz kış her zaman kaplıcaların romatizma ve deri hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Burayı bir çok yerli yabancı turist ziyaret etmektedir.

KÜLTÜR

TARİHİ VE KÜLTÜREL ESERLER

DOĞU BEYAZIT KALESİ:
Doğubeyazıt’ın 5km doğusunda, Eski Beyazıt’ın kuzeydoğusundaki Belleburç denilen yerde bulunmaktadır. Bugün için harap bir vaziyet arz etmektedir. Yapanı ve yaptıranı bilinmeyen kalede, Urartu mezarları ve antik çağlara ait kalıntılar bulunmaktadır. Kale plan olarak üç bölümden meydana gelmiştir. Orta bölümde tapınak ve mağaralar mevcuttur. Kalenin etrafını çeviren surlar tamamen kaybolmuştur. Kalenin Urartular tarafından yapıldığı sanılmaktadır.

BEYAZIT ESKİ CAMİ:

Doğubeyazıt’ın doğusunda, Kalenin güney eteğinde bulunmaktadır. Cami, muhtemelen Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılmıştır. Caminin taç kapısı üzerindeki onarım kitabesinden H.1096 (M.1687) ‘da onarım gördüğü anlaşılmaktadır. Kare planlı, tek kubbeli cami plan tipindedir. Harim mekanı 11.50m çapında bir kubbe ile örtülüdür. Beş gözlü son cemaat yeri yıkılmıştır. Üzerinde herhangi bir süslemesi bulunmayan cami, değişik renklerdeki taşların karışık bir biçimde kullanılmasıyla yapılmıştır.

DİYADİN KALESİ:

Diyadin ilçe merkezinin güneyinde, Murat Irmağı’nın kıyısındaki kayalıklar üzerinde kurulmuştur. Yapanı ve yaptıranı belli değildir. Evliya Çelebi, Uzun Hasan oğlu Ziyaüddin tarafından yaptırıldığını belirtmektedir. Kale, yapılış tarzı ve kullanılan malzeme bakımından Urartu kalelerine benzemektedir. Birçok dönemde tamir ettirilen kale, bugün harap bir vaziyettedir.

AVNİK KALESİ:

Koçbaşı Kalesi olarakta bilinen yapı Diyadin ilçe merkezine 29 km mesafede, Yankaya (Ali Hido) mezrasında, Aladağ’ın yüksek bir yerindedir. Taşlarının sökülüp, ev yapımında kullanılmasından dolayı, bıgün ancak temelleri günümüze gelebilmiştir.

KUJE KALESİ:

Avnik Kalesi’ne yakın bir yerde bulunan küçük çapta bir kaledir. Günümüze ancak kalıntıları ulaşabilmiştir.

MEYA (GÜNBULDU) MAĞARALARI:

Diyadin ilçe merkezine 12 km uzaklıktaki Günbuldu köyündedir. Antik bir kent görünümündeki yerleşim yerinde mağaralar ve tarihi kalıntılar köyün 400 m uzağında bulunmaktadır. Kayalara oyularak yapılmış, barınma yerleri, tapınak, ibadethane, oda ve mağaralar oldukça ilgi çekicidir. Barınarak ve ibadethanelerde değişik inançların izleri görülmektedir.Oldukça tahrip edilmiş kentten, günümüze mihrap, haçlı taşlar ve mezarlar kalmıştır.Buradan çıkarılan iki koç heykeli, şu anda il merkezinde bulunmaktadır.

İSHAKPAŞA SARAYI

Dogubeyazıt’ın 8 km güneydoğusunda, Eski Doğubeyazıt’ın kayalıkları üzerindedir. Sarayın harem girişi üzerinde bulunan kitabesinde;
“Bin yüz ile doksan dokuz oldu buna tarih,
İshaka meram üzere kem kıl dü cihanı”
yazılıdır. Buradan yapının H.1199 (M.1784) tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Kitabede adı geçen İshak ise, II.İshak Paşa’dır. Yapı yaklaşık yüz yıllık bir dönem içerisinde tamamlanmıştır. Dolayısıyla 1634-1680 yılları arasında Beyazıt Sancakbeyliği’ni yapan Çolak Abdi Paşa döneminde yapının imarına başlanılmış ve 1784 yılında II.İshak Paşa döneminde yapı tamamlanmıştır.
İki avlu ve bu avlularda yapılmış bölümlerden oluşan sarayda, binalar “U” şeklinde düzenlenmiştir. Birinci avluya girişi sağlayan taç kapı, dışa doğru çıkıntılıdır. Her iki yönden yuvarlak altışar sütunla takviye edilmiştir. Yüzey yuvarlak kemerli, mukarnas kavsaralı bir niş içine alınmıştır. Asıl giriş kapısı basık kemerli olarak düzenlenmiştir. Taç kapı; kabartma bitki motifleri, stilize ağaçlar, mukarnası andıran bezemeler ve kemerlerle süslenmiştir. Birinci avluda; nöbetçi odası, çeşme, muhafız koğuşları, zindan ile at koşum ve araba yerleri bulunur.
Orta avlu, dört tarafı çeşitli binalar ile çevrilmiş olup, dikdörtgen planlıdır. Bu kısımda, hizmetli odaları, selamlık, cami ve türbe yer alır. http://www.sohbetnesesi.net/turkiye/agri ‎
Dikdörgen planlı caminin, harim kısmı kare planlı olup üzeri yüksek kasnaklı tromplu bir kubbe ile örtülüdür. Önünde üzeri teras şeklinde düzenlenmiş kapalı bir son cemaat yeri bulunur. Cami iç mekanında, ampir üslubu hatırlatan süslemelere sahiptir.
Caminin güneyinde yer alan Çolak Abdi Paşa Türbesi, Selçuklu tarzına uygun olarak, iki kat halinde yapılmıştır.
Orta avludan bir kapıyla, dikdörtgen planlı harem dairelerine geçilir. Bu bölümde ayrıca hamam, kiler, aşhane ve tuvalet gibi kısımlar bulunmaktadır.
Sonuç olarak, İshak Paşa Sarayı farklı üslup ve bezeme şekilleriyle inşa edilmiş olup, ortaçağ şatolarını anımsatan gösterişli bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır.

ANZAVUR TEPE

Patnos ilçe merkezinin 2km kuzeybatısında yer almaktadır. Patnos Kalesi olarak da bilinir. Urartular’dan kalma antik bir kenttir. Saray, tapınak ve bina kalıntılarının olduğu tespit edilmiştir. Kale Kral Menua ve I.Argişti, tapınak ise İspuını zamanında yapılmıştır. Oldukça harap olan kentten günümüze. Ancak tapınak,kale ve bazı binaların kalıntıları ulaşmıştır.

GİRİK TEPE

Patnos’un 1km güneydoğusundadır. Değirmentepe olarak da bilinir. Urartular’a ait bu antik kent, Kral Menua ve oğlu I.Argişti dönemlerinde kurulmuştur. 1960-1963 yılları arasında yapılan kazılar neticesinde, yanmış bir iç avlu, taht odası, salonlar, kiler ve mutfak ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca buradan çok sayıda yüzük, küpe, bilezik, kemer, mühür, altın ve tunçtan yapılmış süs eşyaları elde edilmiştir.

TOKLUCA KALESİ

Diyadin ilçe merkezine 19 km uzaklıktaki Tokluca köyünde bulunmaktadır. Yapıda yer altına inen merdivenler mevcuttur. Ancak bu merdivenli yolun nereye ulaştığı bilinmemektedir.

ÜÇKİLİSE:

Taşlıçay’ın 18 km doğusunda yer alan bugünkü Taşteker köyüdür.
Birçok kaynakta adına rastladığımız Üçkilisenin kutsallığı M.Ö.’ye dayanır. Arsaklı Türkleri burada Bagavan adında bir Güneş Tapınağı yapmışlardır. Sonradan Ermeniler tarafından bir manastır inşa edilmiştir. Ancak bahsedilen ve diğer tarihi değerler yok edilmiştir. Ermenilerin yaptırdığı manastır, 1950 yılında sökülmüş, taşları Ağrı Merkez Camii’nin yapımında kullanılmıştır. Nuh Peygamber’in mezarının burada olduğuna ilişkin bir inanışta vardır.

KIZILZİYARET KALESİ:

Balıklı Göl yakınlarındaki aynı adı taşıyan köyde bulunmaktadır. Hangi dönemde yaptırıldığı bilinmeyen yapının yapanı ve yaptıranı bilinmemektedir. 1918 yılında yöre terk edilip barınak ve kale surları tahrip edildiğinden dolayı, kale harap bir görünüm arz etmektedir.

KÜPKIRAN (HAREBEGÖL) KALESİ:

Merkez ilçenin 20 km uzağında yer alan Yukarı Küpkıran ile Güneysu köyü arasında bulunmaktadır. Kale Harabegöl Kalesi olarak ta bilinir. Kalenin kimin tarafından, hangi tarihte yaptırıldığı bilinmemektedir.

PAZI KALESİ:

Küpkıran köyü ile Kalender köyü arasındaki kaledir. Pazı Kalesi, Eyüp Paşa Kalesi adı ile de anılmaktadır. Ağrı Ovası’na hakim bir tepe üzerinde kurulan kale, küçük boyutlu olup basit bir yapıya sahiptir. Kale oldukça tahrip olmuş, tanınmayacak bir hale gelmiştir.

TOPRAKKALE:

Eleşkirt’e 14 km mesafedeki antik kenttir. Toprakkale’nin yapım tarihi bilinmemekle birlikte, Urartular döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Urartuların burada bir kale yaptırdıkları ve küçük Arsaklılar’ın burayı yeniden imar ettikleri bilinmektedir.
Tapınak ve yerleşim yerleri tamamen harap bir hale getirilmiş, kale burçları ve bazı duvar kalıntıları günümüze gelebilmiştir.

TOPRAKKALE CAMİİ:

Cami ile aynı adı taşıyan köyde, bulunmaktadır. Cami üzerinde yer alan kitabeden, 1684 yılında Mirza bin Abdi Paşa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Cami, kare planlı, tek kubbeli bir plan arz etmektedir. 12,50×12,50m ölçülerindeki cami, 8.20m çapındaki tromp geçişli bir kubbe ile örtülmüştür. 14 ahşap direk üzerine oturtulan son cemaat yerinin bir kısmı sonradan yapılmıştır.Beden duvarlarında 6, kubbe kasnağında ise birer atlamalı olarak4 adet pencereye yer verilmiştir.
Beden duvarlarının köşeleri, taç kapı ve pencere etrafları kesme taştan, diğer kısımlar ise moloz taşlarla yapılmıştır.

HAMUR KÜMBETİ::

Hamur ilçe merkezinde yer almaktadır. Giriş kapısı üzerindeki kitabeden, sadece 1802 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Plan bakımından Kırşehir’deki Aşık Paşa Türbesi’ne benzemekte olup, Selçuklu ve Osmanlı Kümbetlerinden farklı bir planlama gösterir.Yapı dikdörtgen planlı olup,içten aynalı tonoz,dıştan balık sırtı şeklindedir. Güney taraftaki orijinal olmayan tahta kapıdan giriş sağlanır. Doğu cephesinde 3, batıda ise 2 penceresi bulunmaktadır. Yapı, kesme taş malzeme ile yapılmış olup, cepheleri kuşatan dört sıra bazalt ile renkli bir görünüm kazanmıştır. Kümbet içerisinde İshak Paşa’nın torunlarından İbrahim Paşa’nın ve ailesinin mezarları bulunmaktadır. Mezar taşları , bitkisel motifler, sekiz kollu yıldız ve arapça yazılar ile süslenmesine karşın, bunlar tahrip edilmişlerdir.

KARAGÖZ KİLİSESİ:

Tutak’ın 26km batısındaki Dayapınarı (Noktulu) köyü yakınlarında bulunmaktadır. Kilise kayalara oyularak yer altına yapılmıştır. Kiliseye, merdivenlerle inilmektedir. Bezer bir kiliseye Hamur’un Beklemez köyünde de rastlanılmaktadır.

HAVARAN KALESİ:

Hamur ilçe merkezinden geçen derenin 100m yukarısında sarp bir kayalık üzerinde kurulmuştur. Kale Selçuklu Devleti’nin son zamanlarından kalmadır. Osmanlı-Rus savaşlarında ve daha sonraları kale tahrip edilmiştir.

ŞOŞİK KALESİ:

Hamur’un Karlıca (Şoşik) köyünde yapılmış kaledir. İlçe merkezine 34 km uzaklıktadır. Kalenin yapım tarihi bilinmemesine karşın, Akkoyunlular’dan kaldığı sanılmaktadır.
Bugünkü haliyle kalede; iki oda ve hamam ayakta kalabilmiş diğer kısımlar tahrip edilmiştir. Kaleye ulaşan blok taşlardan yapılmış merdivenler bulunmaktadır. Kalenin alt tarafında, ayrı olarak yapılmış bir ibadethane vardır.

KARLICA KIZ KALESİ:

Karlıca köyünde, Şoşik Kalesi’nin 2 km doğusunda bulunmaktadır. Şoşik Kalesi beyinin, burayı kızı için yaptırdığı söylenmektedir.

KAN KALESİ:

Tutak’ın 15 km batısında yer alan Dönertaş (Kalekul) köyü yakınlarındadır. Kalenin yapım tarihi bilinmemektedir. Kale harap bir vaziyette olup, temel seviyesinde günümüze ulaşabilmiştir. Kalenin başka bir adı da Kale-i Hum’dur.

ZENCİR KALE:

Tutak yakınlarındaki Katavin Dağında bulunmaktadır. Yapım tarihi bilinmemektedir. Bugün yıkık durumda olan kale hakkında bir çok efsane ve söylenti vardır.

DOĞAL GÜZELLİKLER:

Diyadin Kaplıcaları:

Diyadin ilçe merkezinin 5 km. güneyinde bulunmaktadır. Diyadin Kaplıcaları, Yılanlı. Davud, Köprü kaplıcaları olmak üzere üç bölüme ayrılır. Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan’ın oğlu Ziyaeddin Bey, binlerce seneden beri kullanılagelen bu kaplıcaların civarında ilk tesisleri kurmuştur.
Davut ve Köprü çermikleri, sularının özellikleri bakımından birbirlerine benzemektedir. Köprü çermiğinin tortuları Murat Nehri üzerinde tabii bir köprü meydana getirdiği için bu isim verilmiştir. Demir, kükürt, sülfat, kalsiyum ve bikarbonat bakımından zengin olan bu kaplıcalar romatizma, cilt hastalıkları ile nefrite iyi gelir. Suyun sıcaklığı 60-70 derecedir.
Kaplıca kuruluşları, havuz, özel banyoları olan bir hamam ve bir de hidroloji bölümünden oluşmaktadır. Toplam 150 yataklı turistik otellerin yanı sıra, kamp çadırları da kullanılır.
Çevresindeki Murat Nehri ve Kudret Köprüsü ile güzel bir manzara oluşturan Diyadin Kaplıcaları, yaz aylarının en çok rağbet gören yerleridir.

Dambat Kaplıcası:

Ağrı’ya 5km uzaklıktaki Yolluyazı (Dambat) Köyü’nde, Murat Irmağı kıyısında bulunmaktadır. Deri ve romatizma hastalıklarına iyi gelmektedir.

Balık Gölü:

Doğubeyazıt’ın Sinek Yaylasında bulunur. 2241m lik rakımı ile yurdumuzun en yüksekte oluşmuş gölüdür. Yüzölçümü 34km karedir. Alabalık ve sazan balığı boldur. Taşlıçay’a 40km’dir. Sandalla gezilir.Taşlıçay’ın 18km kuzeydoğusunda, alabalığı ünlü bir lav seti gölüdür. Gölün ağaçlıklı çevresi, yörenin dinlenme yeridir. Suyu tatlıdır. Gölün ortasında, üzerinde tarihsel kalıntılar bulunan 4 dekar genişliğinde küçük bir ada vardır. Meteor Çukuru: Doğubeyazıt’ın 35km doğusunda, İran sınırına 2km uzaklıkta, Gürbulak sınır kapısı ile Sarı Çavuş (Gürveren) Köyü arasındadır. Alaska’dakin den sonra dünyanın en geniş göktaşı çukurudur. Meteor çukuru, 1913′te düşen bir göktaşı sonucunda oluşmuştur. Genişliği 35m, derinliği 60m’dir. Toprağa gömülü göktaşının üzeri bir toprak tabakasıyla örtülüdür.

Buz Mağarası:

Küçük Ağrı Dağının güney eteğinde, Hallaç Köyü’ne 3km uzaklıkta bulunmaktadır. Doğal bir anıt durumundaki mağara; 8m derinliğinde 100m uzunluğunda ve 50m genişliğinde elips biçimli bir yapıdadır. Mağara içinde bazalt lavlar, kayalar ve bir kaktüs büyüklüğünden insan büyüklüğüne varan bir çok buzdan dikitler yer almaktadır. Bu buz dikitler ışıkta renk renk yanar döner bir görünüm almaktadır. Mağara kış aylarında sıcak, yaz aylarında ise; bir buzdolabı kadar soğuktur. Mağara ağzından sürekli sıcak ve soğuk hava akımları eser.

Nuh’un Gemisi’nin izi:

Türkiye-İran transit yoluna 3,5km uzaklıkta bulunan ve Ağrı Dağı’nın güneyinde Telçeker ile Meşar Köyleri arasında doğal bir anıttır. Bu anıt gemiye benzer siluet şeklindedir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, gemi kütlesinin korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı özeliğiyle 3657 sayılı kararı ile 1987′de burayı doğal sit alanı ve açık hava müzesi olarak koruma altına almıştır. Geminin kalıntısını Kuşbakışı olarak görülecek bir yere turistik niteliklere sahip bir kafeterya yapılmıştır.

AĞRI’NIN TURİSTİK YERİ VE ÖNEMİ

Ağrı, turizm bakımımdan özel ve önemli bir yapıya sahiptir. Coğrafî konumu, doğal güzellikleri ve İshak Paşa Sarayı gibi tarihî zenginlikler, il Turizminin ana kaynaklarıdır. Turizm endüstrisi için önemli olan ulaşım, otel, lokanta, motel ve turistik tesis yapımında faaliyetler gittikçe artmaktadır.

Ağrı îli, Selçuklular, Osmanlılar ve Cumhuriyet dönemlerinde hep sınır şehri olarak kalmıştır. Tarih boyunca İran ve Kafkaslardan Anadolu’ya geçen kavimlerin yolu olmuştur. Ağrı, bir bakıma Anadolu’nun giriş kapısıdır. Urartulardan günümüze kadar birçok kültür ve medeniyet izlerine rastlanır. Ancak bölgenin sık sık el değiştirmesi, baskınlara uğraması, göçler … buradaki maddî kültür değerlerinin tahrip edilmesine sebep olmuştur. Moğol, Safevi, Rus ve Ermeni işgalleri, insanlara olduğu kadar tarihî yapılara da zarar vermiştir.

Türk boylarının bir kısmı da bu yolu takip ederek geçişte bulunmuştur. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran, IV. Murad’ın Revan Seferi, Ağrı üzerinden yapılmıştır. Çeşitli dönemlerde birçok savaşa sahne olmuştur. Bu bakımdan tarihî bir konumu vardır. Pek çoğu yıkılmış olsa bile, tarihî eserler ve turistik zenginlikleri bakımından Ağrı, Türkiye’nin en önemli turistik beldelerindendir.Türkiye’nin en yüksek tepesi ve Nuh tufanı ile devamlı kamuoyu gündeminde kalan Ağrı dağı, eşine az rastlanan manzaralı Balık gölü, geniş ve zümrüt yeşili ovaları, bu ovaları sulayan ırmakları, yaylaların güzellikleri, dere boyları ile Ağrı ayrı bir güzelliğe sahiptir.

Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Meteor çukuru, Diyadin kaplıcaları. Kudret köprüsü, Meya mağaraları. Balık gölü, Anzavur Tepe, Toprakkale … görülmeğe değer turizm köşeleridir. Doğubeyazıt, Gürbulak gümrük kapı ve buradaki Açık Pazar yeri, turizm yönünden ayrı bir öneme sahiptir.

Ağrı Ekonomi Bilgileri

Ağrı da halkın geçimi genelde tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Ekonomi tarımdan çok hayvancılık ve hayvan ÜrÜnlerine dayanır. Düzlük alanların daha verimli olduğu Ağrı da genellikle tarla ziraatına dayalı tarım ve hayvancılık gelişmiştir. Yayla ve meralarda yetişen hayvanlar ve bu hayvanlardan elde edilen ÜrÜnler, il ticaret hayatında önemli rol oynar. şehir Merkezine yakın köylerde arıcılık ta yapılır. Endüstrinin fazla gelişmemiştir
ilin endüstri ürünleri ve sanayi malları ihtiyacı genellikle uzak illerden sağlanmaktadır. Sanayi Türkiye nin ekonomik gücüne katkıda bulunacak ve büyük ölçüde etke edecek derecede değildir. Ağrı nın Toprak Ürünleri bakımından da milli ekonomiye katkısı azdır. Yapılan sanayi kuruluşları halkın başlıca geçim kaynağı olan hayvancılığa yöneliktir. Hayvansal hamMaddelerin bir kısmı bu endÜstri kollarında işlenir.
Ticaretin merkezi Ağrı dır. İran sınırında bulunması ve GÜrbulak sınır kapısı sebebiyle Doğubeyazıt ta ticaret daha gelişmiştir. ilçe merkezleri aynı zamanda ticaret merkezleridir. Köylerdeki ticaret; Canlı hayvan, hayvan ve ziraat ÜrÜnleri ile çerçi ve satıcıların pazarladığı ihtiyaç mallarına aittir.
Ağrı şeker Fabrikası
1976 da temeli atılan fabrika 1984 te hizmete girmiştir. Ağrı şeker fabrikası Cumhuriyet döneminde Ağrı da yapılan en bÜyÜk fabrikadır. Bu fabrika il ekonomisine, işçi istihdamına ve hayvancılığa bÜyÜk katkı sağlamıştır.
Et Kombinası
1976 da hizmete giren kombina, ilde yetişen küçük ve bÜyÜkbaş hayvanların alım ve değerlendirilmesinde önemli bir işleve sahiptir. yılda yaklaşık 30-40 bin arasında koyun 5-10 bin sığır kesilmektedir.
Doğubeyazıt Yem Fabrikası
Yem Sanayi Genel MüdürlüğÜnce 1978 de kurulmuştur. Bölge hayvancılığının geliştirilmesi, hayvansal Protein ihtiyacını yeterli seviyeye eriştirmek amacıyla koyun, sığır ve tavuk yemi Üretmektedir. Yıllık kapasitesi 16.000 tondur. 1997 yılında toplam 3625 ton yem Üretilmiştir
Hayvancılık
Ağrı Ülkemizin önemli bir hayvancılık merkezi durumundadır. il deki en önemli geçim kaynağı hayvancılık olup, ekonominin temeli hayvan ve hayvan Ürünlerinin satışına dayanır. İl in coğrafi yapısı itibariyle geniş yayla ve meraların bulunması ve toprağın tarıma fazla elverişli olmaması nedeniyle hayvancılık bÜyÜk oranda yaygınlaşmıştır.
Koyun başta olmak Üzere büyük ve küçük baş hayvan yetiştiriciliği ile süt Ürünleri, Ağrı ilinin başlıca gelir kaynaklarını oluşturmaktadır. Dağlarda yabani keçi, boz ve beyaz ayı, sansar, tilki kurt ve tavşan bulunur. Ayrıca Ağrı Dağında derisi kıymetli Engerek Yılanı ile ilde özellikle sazlıklar ve Göl kıyılarında yabanördeği, yabankazı, turna ve keklik gibi av kuşları bulunmaktadır.
il de hayvan ve hayvan Ürünlerini değerlendirmek amacıyla Et Kombinası ve Süt fabrikası kurulmuştur. Doğubeyazıt yem Fabrikası ve Ağrı şeker Fabrikasında hayvancılığa katkısı olan sanayi kuruluşlarıdır.
Ağrı nın yurt ekonomisine en büyük katkısı canlı hayvan ihracatı ve hayvansal Ürünlerdir. Hayvan Ürünlerinden; Süt, yoğurt, Peynir, Lor, yağ, ve et olarak faydalanıldığı gibi deri ve yÜnÜnden de önemli derecede faydalanılır. YÜnden yatak yapılır. Eldiven, çorap, başlık, keçe, kilim, halı gibi kullanma ve sergi eşyaları örülür. Hayvanların gübresi kurutularak tezek adı verilen yakacak olarak kullanılır.
il de görülen göçebe hayat hayvancılığın bir sonucudur. Haziran ayı gelince göçebe halk Ağrı Dağı, Süphan Dağı ve Tendürek Dağı eteklerine ve Aladağ, Sinek, Mergezer, Mergemir, Kılıç ve Katavin yaylalarına akın ederler. Buralar hayvan sürüleriyle şenlenir.

AĞRI İLİNİN MEŞHUR YEMEKLERİ

aBDİGOR KÖFTESİ

En tanınmış yemeği Abdigor Köftesi’dir. Doğubeyazıt ilçemizde yaygın olan bu köfte, içli köfteye benzer.Yöremizin en lezzetli yemeğidir. Yağsız, sinirsiz, kemiksiz sığır eti, çok az miktarda soğan, bir adet yumurta ve baharatlardan yapılır. Hazırlanması taze et, bir tokmak ile taş üzerinde merhem şeklini alıncaya kadar dövülür. Hamur haline gelen et, soğan ve su katılarak elle çırpılır. Çırpıldıktan sonra bir saat dinlendirilen köfteler pilav üzerine konularak servis yapılır.

GOSTEBERG ET Tereyağı, soğan, salça ve aynı addaki ot harmanlanıp hayvan postuna doldurulur ve nemli toprağa gömüldükten sonra üzerinde ateş yakılarak pişirilir ki, buna buğulama da denir. SELEKELİ (SAÇ KAVURMA) Taze oğlak veya kuzu eti, sarımsaklı yoğurt ve tereyağından yapılır. Hazırlanışı; taze et doğranır, içine tereyağından eritilmiş salça konulur. Bu şekilde kızartılan et indirilip bir süre dinlendirilir, üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek servis yapılır. ALABALIK Balık Göl’ü, Çuma Çayı ve derecik sularında bulunan kırmızı pullu kızıl alabalık güzel tadından öte kırık, çıkık gibi ortopedik tedavilerde ilaç olarak kullanılır. BEYAZ BAL Türkiye’nin en güzel çiçek balı burada elde edilir. Binbir renk ve çeşitli kokulardaki yayla çiçeğinden elde edilen bembeyaz balın tadına doyum olmaz. HAŞIL; Haşıl yapılırken ince yarma önce bulamaç şeklinde pişirilir. Sonra ortası havuz gibi açılır ve üzerine tereyağı konur. Çevresine ise sarmısaklı yoğurt gezdirilir. Haşıl ortasına açılan yağ havuzu nedeni ile ayrı tabaklara bölünmez ve tek bir kaptan yenir. HENGEL Buğday unundan hazırlanan hamur bir süre dinlendirilir, yufka şeklinde ince olarak açılır ve kareler şeklinde kesilir. Kaynar suda haşlandıktan sonra süzülür ve bir tepsiye çekilir. Üzerine sarımsaklı yoğurt veya hengel sosu dediğimiz yöremize has kurut isimli bir malzeme ezilerek dökülür yine içinde küçük soğan parçacıkları kavrulmuş tereyağı dökülerek servis yapılır. Bekletilmeden ve soğutulmadan yenmesi gerekir. ERİŞTE: Evde kesilen erişte ve yeşil mercimekle hazırlanır. Önceden haşlanan yeşil mercimek, erişteyle kaynatılıp süzüldükten sonra yağlanmış tencerenin tabanına patates dizilir, üzerine mercimekli karışım konur. Son olarak üzerine kızdırılmış yağ gezdirilir ve patatesler kırmızı renk alıncaya kadar pişirilir. Ters çerilip servis edilen bu yemek, kimi zaman patates yerine lavaş ekmeği ile de yapılır KUYMAK: Önce bir tavaya kaymak konulur ve ısıtılır. Daha sonra alabildiği kadar Mısır unu veya buğday unu konularak sürekli bir biçimde karıştırılır. Biraz su dökülerek karıştırılamaya devam edilir. Ta ki kaymağın yağı çıkıncaya kadar, yağ çıktığı zaman yenmeye hazırdır. KETE: Mayalanmış hamurun, yufka seklinde açılarak doğrudan sacın üzerinde pişirilmesidir. Yağlanarak veya kuru olarak yenir. Yufkadan kalın lavaştan ince olduğu için yöremize özeldir. PİŞİ(BİŞİ) ERDEK: İsteğe göre, süt veya su ile mayalanarak yoğrulan hamur, biraz bekletildikten sonra, elle hafif ekmek boyutuna getirilinceye keder çevrilir, yuvarlak hamur kızgın yağa atılarak kızarıncaya kadar pişirilir. HASUDE: Hasuda tatlı bir yiyecektir. Önce şerbet hazırlanır. Şerbetin içine çok az un atılır ve çırpılır. Daha sonra tavada yağ ısıtılır ve içine hazırladığımız şerbetle un dökülerek karıştırılır. 5-10 dakika böylece ateşte pişirildikten sonra hazır olan hasuda yenmeye hazırdır. YALANCI KÖFTE: Bulgur, kabuğu alınmış buğdayın öğütülmüşü ve un karıştırılıp misket haline getirilen köfteler su,salça ve yağ karışımında kaynatılmak suretiyle yemeye hazır hale getirilir. AYRANAŞI: Kabuğu alınmış buğdayın güzelce suda kaynatılıp, ayran eklenerek nane ve doğranmış kabağın içinde kaynatılması ile yemeye hazır hale getirilir. HALİSE: Kabuğu alınmış buğday ve Tavşan etinin tandırda kiremit kaplarda saatlerce tuz katmadan kaynatılıp hazır hale getirildikten sonra üzerine yağ ve tuz katmak suretiyle yemeye hazır hale getirilir. ÇİRİŞ KETESİ: Buğday unundan hazırlanan hamur bir süre dinlendirilir, yufka şeklinde açılır ve içine yöremizde yetişen çiriş isimli bir bitki konularak sac üzerinde pişirilir. Biraz dinlendirildikten sonra içine tere yağı dökülerek yenilir. MURTUĞA: Un,şeker,süt ve su’nun karıştırılması ile yağda kızartılıp helva şekline getirildikten sonra içine ceviz içi,fındık atılabildiği gibi sade olarak ta yeme haline getirilir.

AĞRI İLİMİZİN GEŞMİŞİNİ KÜLTÜRÜNÜ ÖĞRENİP TURİSTLİK YERLERİNİ GEZDİK VE O MEŞHUR YEMEKLERİNİ TANIDIK BİR SONRAKİ İLİMİZDE BULUŞMAK ÜZERE ŞİMDİLİK HOŞÇAKALIN

Ağrı Resimleri

Ağrı Resimleri4Ağrı Resimleri3Ağrı ResimleriAğrı

   


ünLü Sohbet, SoSyete Sohbet, ManKenLerLe Sohbet, Chat

'' Yazımızda Telif Haklarına Ve Herhangi Bir Yasaya Aykırı Bilgi Veya Link Bulunuyorsa Lütfen ILETISIM Bölümünden Bize Bir E-Posta Göndermeniz Yeterlidir.

Yorumlar



Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!